Gebelik ve Bağışıklık Sistemi

Hamilelik döneminde bağışıklık sistemine ne olur?

Araştırmalar, gebelik kontrolünde bağışıklık sistemini ön plana alır. Bununla birlikte, virüsler ve bakteriler bağışıklık sistemini tamamen çökertebilir bu da bazen korkunç sonuçlar doğurur. Hamilelik döneminde, annenin bağışıklık sistemi sürekli bir akışa sahiptir.

Sağlıklı bir gebeliği desteklemek için maternal ve fetal hücreler arasında ince ayarlanmış bir etkileşimin mevcut olduğu yaygın olarak kabul edilmesine rağmen, birçok çalışma bunu araştırmak için fare deneylerini kullandı; ancak fareler insanlar değildir.

Science Immunology Dergisi’nde yayınlanan yeni araştırmalar, gebelik ilerledikçe insan bağışıklık sisteminin nasıl değiştiği üzerinde yeni bir ışık tutuyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, 37. gebelik haftasından önce doğum olarak tanımlanan preterm doğum, 5 yaşın altındaki çocuklarda önde gelen ölüm nedenidir. 2015 yılında bu, dünya genelinde yaklaşık 1 milyondan fazla ölümle sonuçlandı. Küresel olarak preterm doğum sayısı artmaktadır. Hayatta kalanlar hayat boyu sürecek komplikasyonlar ile karşı karşıya kalabilirler. Peki neden bağışıklık sistemi hamilelikte böylesine büyük bir rol oynuyor?

Vücudumuz, bağışıklık sisteminin vücudun kendi proteinleri ile bir virüs veya bakteri proteinleri arasında ayrım yapmasına yardımcı olan Human Leukocyte Antigen (HLA) genlerini içerir. Yabancı bir protein tespit edildiğinde bağışıklık sistemi, soğuk algınlığı veya grip olması durumunda olduğu gibi bizi savunmak için çalışmaya başlar.

Gebe kalmaya çalışan bazı çiftlerde, doğurganlıklarına zararlı olan immünolojik uyuşmazlık veya allojenik sorunlar teşhis edilebilir. Her iki ebeveynden, büyüyen embriyoya aktarılmış genler, annenin bağışıklık sistemine düzgün şekilde bağlanamaz ve vücut embriyoyu yabancı bir istilacı olarak tanıyabilir. Sonuç olarak, embriyo implante olmayabilir veya yanlış implantasyon oluşabilir.

İmmünolojik İnfertiliteyi Teşhis Etmek

Bir takım faktörler, bir kadının sağlıklı hamilelik yeteneğini etkileyebilir. Otoimmün hastalık, annenin kanındaki inflamatuar sitokinlerin anormal gelişimi, aktive edilmiş immün hücrelerin yükselmesi, spermdeki proteinlere karşı bağışıklık yanıtı veya bir annenin hamile kaldığı zaman koruyucu hücreler üretememesi gibi immünolojik anormalliklerin öngörüsü Çölyak hastalığı, Crohn hastalığı, Multipl Skleroz, Polikistik Over Sendromu (PCOS), Endometriozis ve Lupus gibi durumlar embriyonun reddedilmesine yol açabilecek sağlık sorunlarından bazılarıdır. Stres ve beslenme faktörleri, annenin gebeliğe karşı bağışıklık toleransında rol oynayabilir.

Bununla birlikte, doktorlar hastayı embriyo proteinlerine tolerans yaratacak şekilde tedavi edebilir. Bir çiftin bağışıklık sistemi sorununun teşhisinde en doğru yöntem; tam kan çalışma paneli ve üreme tarihi üzerinden gerçekleştiriliyor. Elde edilen verilerin yanında endometrial biyopsi de yapılmaktadır.

Bağışıklık Sistemine Bağlı Düşükleri Önleme

 

Öncelikle düşükte hiçbir genetik neden bulunmadığından emin olmalısınız. Embriyo transferi veya düşükten sonra, doku analizi öncesinde saptanan genetik açıdan sağlıklı bir embriyo oluşumu, sağlıklı bir hamilelik oluşturmazsa, kadının düşük yapmasının altında yatan bir bağışıklık nedeninin olup olmadığını belirlemek için bağışıklık testi yapılması düşünülmelidir. Sorunun muhtemel kaynağı belirlenerek, düzeltmeye yarayan tedaviler verilebilir. Amaç, yaratılması gereken bağışıklık sorununa yardımcı olmaktır çünkü genetik sorunlar düşük için tek neden olamaz. Bu düşünce sonucunda düşüklerin en muhtemel nedenlerinden biri olarak bağışıklık sistemine odaklanılır. Bağışıklık sistemi düşük olan gebelerde; sistem sanki yabancı bir madde gibi embriyoya saldıracaktır. Ve embriyo bu durumdan kötü etkilenebilir.

Bağışıklık sisteminde tahammülsüzlüğün bir sonucu olarak düşük yaşamış hastalara, vücudun embriyoya karşı savunma yanıtını azaltmaya yardımcı olması için, genellikle bazı ilaçlarla birlikte diyet modifikasyonu ve steroid protokolü önerilir.

Kaliteli embriyolarla hamile kalmamış, genetik açıdan normal bir fetüsün düşük yaşadığı veya kalp atışı tespit edildikten sonra düşük yaşayan hastaların ailesinde oto-immün hastalıkları hikayesi varsa bu durumları doktorlarına bildirmelidir.

Bağışıklık Sistemi Embriyoya Karşı Savaşabilir

Gelişmekte olan embriyonun implante edilmesine izin vermek için, bazı hücreler aktif olarak rahmin astarını istila eder. Bu, yara iyileşmesi sırasında ortaya çıkan olaylara benzer bir inflamatuvar sürece yol açar. Enflamasyon oluşması önlenirse; implantasyon ilerleyemez ve bu süreçte enflamatuar moleküllerin ve hücrelerin önemini vurgular.

Bu pro-inflamatuar ortam, gebeliğin ilk 12 haftasında hakimdir. Takip eden 15 hafta boyunca, gelişmekte olan fetüs hızlı büyüme ve gelişme halindedir. Anti-inflamatuvar hücreler ve moleküller hakimdir.

Bazı fetal hücreler, babadan kaynaklanan hücre yüzeyi belirteçlerini veya antijenlerini ifade eder. Normal koşullar altında annenin bağışıklık sistemi bunları yabancı gibi algılar ve hücrelere saldırır.

Anti-inflamatuar bir ortamı teşvik eden beyaz kan hücresinin özel bir biçimi olan düzenleyici T hücreleri (Treg), bu gibi fetal hücreleri aktif olarak korur.

Düşük T hücreleri seviyeleri düşük yapmak ile bağlantılıdır:

Gebeliğin son safhasında, bağışıklık sistemi bir pro-inflamatuar duruma geçer. Bundan böyle anne doğum sancısı yaşayamaz. Erken doğum, anormal bağışıklık tepkileri ile ilişkili olabilir.

Bir dizi faktör, gebelik sırasında bağışıklık sisteminin nasıl davrandığını etkiler ve giderek annenin mikrobiyomu (yararlı organizmalar) bir rol oynamaya başlar.

Virüsler komplikasyonların merkezinde mi?

Virüsler, normal mikrobiyomların sağladığı yararlı etkileri elinden alabilir bu da anne ve fetüsü risk altına sokar. Virüsler bağışıklık sistemini ve bakteriler arasındaki etkileşim için çok önemli bağışıklık sinyali süreçlerini etkisiz hale getirir. Bu, anneyi daha önce sistemde bulunan virüse ek olarak bakteri enfeksiyonu riski altında bırakır.

Bir fare deneyi, hamile fareyi viral bir enfeksiyon üzerinde ortak bir bakteri toksinine maruz bırakmanın preterm doğuma neden olduğunu gösterdi. Aslında, insan preterm doğumlarının % 40’ı bazı enfeksiyon türleriyle ilişkilidir.

Ayrıca , gebelik sırasında alınan viral ve bakteriyel enfeksiyonlar; şizofreni, otizm spektrumu bozukluğu ve yaşamın ilerleyen dönemindeki alerjiler için artmış bir risk ile ilişkilendiriliyor.

Sebep ne olabilir? Bilim adamları, bir enfeksiyona yanıt olarak annenin bağışıklık sisteminin yüksek düzeyde aktivasyonunun; fetusa geri dönüşü olmayan hasar bırakmakla sorumlu olduğunu düşünüyor. Bir enfeksiyon doğrudan anne tarafından geçilmese bile, fetustaki inflamatuvar belirteçlerin seviyeleri bu gibi durumlara işaret eder.

İletişim
× Whatsapp Destek